FETÖ'nün darbe girişimi sonrasında meslekten ihraç edilen ve tutuklanan eski Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyelerinin yargılanmalarına devam edildi. İlk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesince, Yargıtay ek binadaki salonda görülen duruşmaya, tutuksuz sanık Arseven ile

İmamoğlu, Taksim’de bir otelde düzenlenen “Kültür ve Sanatta Yeni Bir Başlangıç” toplantısında, İstanbul’u kültür ve sanatın aynası haline getireceğini söyledi.

Ekrem İmamoğlu, kültür ve sanat ustalarıyla bir arada bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek, İstanbul’un kendisinin yönetiminde bir hoşgörü kenti olacağını, hoşgörünün kalmadığı yerde yaratıcı sınıfların da olamayacağını ifade etti.

Dünyada, kültür ve sanatta en ileri gitmiş ülkelerin, en kalkınmış, en zengin ve demokrasisi en gelişmiş ülkeler olmasının tesadüf olmadığını aktaran İmamoğlu, “Yaratıcı sınıfların en başında gelen kültür ve sanat insanlarının emekleri ve ürünleri, bir toplumu millet yapan, o milleti bir ve bütün yapan en temel unsurlardır.” diye konuştu.

İmamoğlu, Türk dizilerinin de turizme önemli katkı sağladığını dile getirdi.

“Son derece tehlikeli ve yanlış buluyoruz”

İmamoğlu, Türkiye’de son zamanlarda yaygınlaşan bir siyaset güdüldüğünü, bu siyasetin özünde entelektüel insanları küçümsemek, ötekileştirmek, sanat ve sanatçıları marjinal görmek ve göstermenin bulunduğunu öne sürdü.

Bu yaklaşımı ülkenin geleceği açısından son derece tehlikeli ve yanlış bulduklarını aktaran İmamoğlu, “Kültür ve sanat bir milletin harcıdır. Kültür ve sanat bir milleti evrensel düzlemde muteber kılan en önemli araçtır. Kültür ve sanat sadece elitlerin işi değildir. Bir kentte yaşayan her insan kültür ve sanatla ilgilenmek, kültür ve sanat etkinliklerine katılmak, kendi alanında ilerlemek, eğlenmek, öğrenmek, hayattan haz almak ister.” diye konuştu.

İmamoğlu, kültür ve sanat alanında hayata geçirdikleri projelerden de bahsetti.

“İstanbul’a kültür ve sanatta yeni bir başlangıç yapacağız”

İstanbul’a kültür ve sanatta yeni bir başlangıç, sanatçı ve yazarların desteğiyle bir zihniyet değişikliği yapacaklarını vurgulayan İmamoğlu, şunları söyledi:

“İstanbul’un ihmal edilmiş sanat damarlarını açacağız. Tüm bunları sizlerle birlikte yapacağız. Siz değerli sanatçılarla birlikte İstanbul’un uzun vadeli ‘Kültür ve Sanat Master Planı’nı hazırlayacağız. Kültür ve sanatın uygulanacağı, insanların kültür ve sanata erişebilecekleri çeşitli platformlar inşa edeceğiz. Örneğin İstanbul’un kendi Broadway’ini inşa edeceğiz. Bütün bunlara birlikte karar vereceğiz. İstanbul son yıllarda kültür ve sanatta çok geriledi. Şehrin tüm renklerini, kimliklerini yansıtan en önemli sanatsal buluşma noktası müzik etkinlikleri, kent ölçeğinde neredeyse büyük oranda bitmiş durumda. Müzik festivalleri azaldı, konser ve benzeri etkinlikler oldukça sınırlı bir çevrede icra edilen özel merak konularına dönüştü.

İstanbul’da sadece 7 devlet tiyatro sahnesi 11 şehir tiyatrosu bulunuyor. Şehir Tiyatroları’na ait 11 sahne ise sadece 8 ilçede yer alıyor. İBB yönetiminin kültür-sanat faaliyetlerindeki tercihlerine bakıldığında kapsayıcılıktan uzak, dışlayıcı bir anlayışın kemikleştiği görülüyor. Etkinlikler kentin farklı kültür, sanat ve insan potansiyelini yansıtmayacak kadar tek tipleşmiş durumda. Müze ziyaretçi sayısında da ciddi düşüş yaşanıyor. 2012 yılında 8,7 milyon olan ziyaretçi sayısı, 2017’de neredeyse yarısına, 4,8 milyona kadar düşmüş durumda. İBB’nin kültür alanında karnesi son derece zayıf. Bu alanda herhangi bir politikası bulunmamakla birlikte, yatırımlar göstermelik seviyelerde.”

İmamoğlu, kültür ve sanat faaliyetlerini tüm ilçelere ve hayatın her alanına yayacaklarını, şehir tiyatrosu sayısını iki katına çıkaracaklarını, sanatçıların yöneteceği özerk bir yapı oluşturulacağını aktardı.

İstanbul Genç Kart sahiplerine İBB kültür-sanat etkinliklerinin indirimli olacağını ifade eden İmamoğlu, “Hafta içi, gündüz tiyatro gösterimleri gerçekleştirilecek ve kadınlara ücretsiz olacak.” dedi.

“Sağlayacağımız hoşgörü ortamıyla, kültürü, sanatı erişilebilir kılacağız”

İmamoğlu, her ilçeye ulaşım ağlarını ve ulaşılabilirliği göz önüne alarak, nüfusuna göre kültür-sanat kompleksleri-merkezleri yapacaklarını, bu merkezlerde tiyatro sahnesi, konser salonu, gösteri, sergi, toplantı salonları, kütüphaneler ve kafeler gibi fonksiyonların bulunacağını aktardı. 

İmamoğlu, “mahalle evleri”nin İstanbul Büyükşehir Belediyesinin en alt ölçekteki kültür-sanat birimi olacağını dile getirerek, “Bu evler, mahallelinin kültür-sanat üretimini sonuna kadar destekleyecek. Geleneksel sanatlar, tiyatro, sinema, klasik müzik, caz, Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle ilçe ve mahallelere yayılacak.” diye konuştu.

İstanbul’u, dünyanın en önemli festival merkezlerinden biri yapacaklarını dile getiren İmamoğlu, çocuk kültür merkezleri ve  sinema evi uygulamasını hayata geçireceklerini, Beyoğlu ve Galata Kültür-Sanat-Turizm Projesi’yle bu bölgeyi yeniden kültür ve sanatın odağı yapacaklarını vurguladı.

Müze projelerinden de bahseden İmamoğlu, kuracakları Saraçhane Gençlik Kütüphanesinin yaklaşık 15 bin metrekare alanıyla Avrupa’nın da en büyük 10 kamu kütüphanesinden biri olacağını aktardı.

Konuşmanın ardından İmamoğlu, toplantıya katılan sanatçılarla bir süre sohbet etti, başka bir program için etkinlikten erken ayrıldı. 

Kültür-sanat alanındaki sorunlar ve çözümlerinin ele alındığı buluşmada, oyuncu Gülsen Tuncer ve bazı sanatçılar, İmamoğlu’nun Bakırköy’de de kendilerini dinlemeden gittiğini belirterek, tepki gösterdi.  

“Ona yakışmadı bence”

Tarlasını süren çiftçi tesadüfen buldu

Haberi duyan oraya koştu

Torbalı’da ailesi tarafından hastaneye götürülen ege Avcı’nın, gözündeki şaşılık nedeniyle ameliyat olmasına karar verildi. 10 Aralık 2018 tarihinde Torbalı Devlet Hastanesi’nde ameliyata alınan Ege’ye, anestezi sırasında oksijen yerine azot gazı verilince kalbi durdu, beyninde ödem oluştu. Doktorların müdahalesiyle hayata döndürülen Ege, Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesi’ne sevk edildi. Yapılan tetkiklerde Ege’ye anestezi sırasında oksijen yerine azot gazı verildiği belirlendi. Yaklaşık 2 ay tedavi gören minik Ege’ye Serebral palsi teşhisi konuldu. Hastanede kaldığı ilk bir ay boyunca destek cihazı yardımıyla solunum yapabilen Ege’nin nefes borusuna trakeostomi tüpü takıldı. Yaklaşık 20 gün önce taburcu edilip, Torbalı’daki evine getirilen Ege için ailesi, çocuklarının odasını mini bir sağlık ünitesine dönüştürdü.

Skandalın ayrıntıları ortaya çıktı

Olayın hemen ardından İpek Yeşilçam ile baba Ünal Avcı’nın, Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmasından sonra, bilirkişiden rapor istendi. Savcılığın talebiyle hazırlanan bilirkişi raporunda, ameliyathanede bulunan doktor ve diğer sağlık çalışanlarının görevlerini yaptıkları, bu nedenle de kusurlarının bulunmadığı kanaatine varıldığı bildirildi.

Ancak bilirkişi raporuna, ailenin avukatları Emre Eyiol, Ahmet Sulak ve Eda Sulak itirazda bulundu. Avukatlar itirazlarında, anestezi sırasında kullanılan ve uzmanların incelediği drager cihazının verilerine yer verdi. Hastanın başında bulunan drager cihazının kurulması, işletilmesi ve verilerinin değerlendirmesinden sorumlu uzman kişilerin yaptığı teknik incelemede, tüm kusurların gözler önüne serildiği belirtildi. Buna göre, Ege’ye 21 dakika boyunca oksijen yerine azot gazı verildiği, azot oranının yüksek olduğunun cihaz ekranında yer almasına rağmen bunun görevlilerce fark edilmediği, anestezi maskesinin yüze tam oturtulmadığı, hastane yönetiminin de olayın üzerinden bir gün geçtikten sonra savcılığa bildirdiği ileri sürüldü. Ailenin avukatları, görevliler hakkında şüpheli olarak işlem yapılmasını, soruşturmanın bir an önce tamamlanmasını talep etti.

Ege’nin annesi İpek Yeşilçam, başka çocukların da aynı hataların kurbanı olmaması için sorumluların cezalandırılmasını beklediklerini söyledi.

 

“Ona yakışmadı bence”

Tarlasını süren çiftçi tesadüfen buldu

Haberi duyan oraya koştu

Yangın saat 11.30 sıralarında Orta Mahalle Alibaba Caddesi Tuğra Sokak’taki 3 katlı bir binanın giriş katında meydana geldi. Anne ve çocuklarının evde bulunduğu sırada evin elektrik tesisatında yangın çıktı. Anne Sultan Özek yangına müdahale etmek istedi. Alevlere müdahale etmekte başarısız olunca, 2 çocuğunu alıp dışarı çıktı. Bu sırada vatandaşlar itfaiye ekiplerine ihbarda bulundu. Kısa sürede olay yerine gelen itfaiye ekipleri yangına müdahale ederek kontrol altına aldı. Dumandan etkilenen Sultan Özek ve çocukları Asiye ve Efe Özek’e ilk müdahaleleri olay yerine gelen ambulansta yapıldı. Anne ve çocuklarının durumlarının iyi olduğu öğrenildi. Yangın nedeniyle evde maddi hasar meydana gelirken, polis olayla ilgili inceleme başlattı.

 

Yılda 400 bin lira kazanıyor

İlkay Gündoğan krizi

Haberi duyan oraya koştu

Tekirdağ'da dün Veteranlar futbol Ligi'nde Çerkezköy Doğanspor ile Tekirdağ Veteranlar takımı karşılaştı. Karşılaşmanın 30'uncu dakikasında Çerkezköy Doğanspor takım kaptanı Abdurrahim Saçlı, aniden yere yığıldı. Saçlı'ya ilk müdahale sahada bulunan doktorlar tarafından yapılarak hastaneye götürüldü. kalp krizi geçirdiği belirlenen Saçlı, doktorların tüm

17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de meydana gelen ve yaklaşık 45 saniye süren 7.4 büyüklüğündeki depremin üzerinden 18 yıl geçmesine rağmen ayakta kalan onlarca yamuk bina halen ailelere ev sahipliği yapıyor. Merkez üssü kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan 17 Ağustos 1999’da saat 03.02’de meydana gelen ve yaklaşık 45 saniye süren 7.4 büyüklüğündeki deprem ve çeşitli nedenlerle yan yatan binalarda yaşayan aileler, zemindeki eğriliklere aldırmadan yaşamlarını sürdürüyor. Evlerde bardağa koyulan sular, tabağa koyulan yemekler ve zemine yerleştirilen dairesel cisimler eğime doğru hareket ediyor. Şehir merkezinde birbirine yaslanmış şekilde duran 20 civarında hasarlı bina hem uzmanları hem de vatandaşları tedirgin ediyor.

30 senedir 7 santim yatık binada yaşıyor
İzmit merkezinde bulunan ve 30 yıl önce bitişikteki otel inşaatı nedeniyle 7 derece yana yatan binada eşiyle birlikte yaşayan necip Doğru, depremi de Pisa Kulesini andıran binada geçirdiğini ifade etti. Depremde 45 saniye sallanmasına rağmen binada ufak tefek sıva çatlamaları dışında hasar olmadığını söyleyen Doğru, “Ben içinde oturuyorum 40 seneden beri. Burada balçık zemin var. Sağa-sola yatabilir ama öyle bir hasar daha benim binamda olmadı. Arka cepheye 3 cm yatıktı o zaman yan tarafa 7 cm yatıktı. Çünkü ölçme yaptırdık biz” dedi.

“İzmit ovası taşıma gücü düşük”
Binadaki yamulmaların zeminden yumuşak zeminden kaynaklı olduğunu ifade eden Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Yard. Doç. Dr Özkan Coruk, “Bölge jeolojik olarak İzmit ovasının genç, henüz daha sıkışmamış, kaya olmamış, kısmen bataklık niteliğindeki yumuşak, taşıma gücü düşük, kil ve kumlu alüvyal birimlerden oluşuyor. Bulunduğumuz kesim de bu özelliklere bağlı olarak taşıma gücü düşük. Bu boyuttaki yapıları herhangi bir mühendislik hizmeti veya zemin iyileştirmesi, derin temel sistemi uygulaması öngörülmediği süre içerisinde taşıma gücü uygun olmayan zemin olarak tanımlayabiliriz” diye konuştu.

“Bitişik düzen binalar olmasaydı ayakta durması mümkün değildi”
Binaların yanlarındaki binalardan destek alarak ayakta kaldıklarını ifade eden Yard. Doç. Dr Özkan Coruk, “Örnekte de gördüğünüz gibi taşıma gücü düşük olduğu için bu tip çok katlı yapılarda, binadan gelecek statik ve dinamik yükü taşıma niteliği olmayan bir zemin. Ve buna bağlı olarak binada da bina yükü devreye girdikten sonra zemin tabakaları, bu yük karşısında oturma gerçekleştirmiş. Oturmaya bağlı olarak da zeminin oturmasının bir tarafta yüksek olmasına, buna bağlı olarak da binanın burada olduğu gibi bir tarafa doğru kaykılmasına neden olmuş. Gördüğümüzde ayakta duran bir bina ama ayakta durmasını sağlayan buradaki bitişik nizamın oluşturduğu birbirini destekleyen binalar. Böyle olunca da her ne kadar yapısal bozukluk kendini gösterse de bina ayakta duruyor. Ancak ayakta durması hasarı olmayan bir bina olduğu anlamına da gelmiyor. Birbirini destekleyen binalar olmasaydı ayakta durması mümkün değildi” şeklinde konuştu.
“Daha kötüsü yıkılarak 1999 yılında karşılaştığımız can kayıplarına neden olacak”
Bu tip binaların riskli yapılar olduğunu anlatan Yard. Doç. Dr Özkan Coruk, “Daha sonraki aşamada İzmit ve Kocaeli bölgesi 1. Dereceden deprem bölgesi. 1999 yılında büyük bir depreme maruz kalan bir bölge. Böyle bir deprem sırasında zemin tabi ki normal statik konumunu kaybederek deprem dalgalarıyla zemin örseleniyor. Böyle bir durumda bu hareket daha farklı bir şekilde binaya yansıyacak. Bina belki yandaki binayla birlikte hareket ederek çökme yıkılma benzeri hasarlar, belki oturulamayacak hasar, belki de daha kötüsü yıkılma gibi bir risk taşıdığı için yıkılarak hiç istemediğimiz 1999 yılında karşılaştığımız can kayıplarına neden olacak” ifadelerini kullandı.

“Zemin profilini çok iyi tanımlamamız gerekiyor”
Bu tarz yamulmaların binalarda yaşanmaması için alınacak önlemlerden bahseden Yard. Doç. Dr.Özkan Coruk, “Bu tip alanlarda mutlaka zemini çok iyi tanımlamamız gerekiyor. Yani zemin etüdü dediğimiz, zemin ortamının jeolojik özelliklerinin çok iyi araştırıldığı, derine sondajlarla inilip numunelerin alındığı bir etüt yapmamız gerekiyor. Zemin profilini çok iyi tanımlamamız gerekiyor. Tanımladığımız zemin profiline göre bir yapı tasarımı ortaya koymak, o yapı için de uygun temek sistemini tercih etmemiz, o temel sistemi üzerinde yapıyı taşıtmamız gerekiyor” dedi.
“Bizde maalesef Pisa Kulesi gibi yapılarda oturuyoruz”
Son olarak yapıları Pisa Kulesine benzettiğini dile getiren Yard. Doç. Dr Özkan Coruk şöyle konuştu: “Binaların İtalya’daki Pisa Kulesi ile benzer koşullar taşıdığını anlatan “Pisa Kulesinde de benzer şekilde farklı oturma olduğu, kulenin kendi statik yüküyle farklı oturmanın getirdiği bir sonuç. Ama Pisa Kulesi turistik amaçla kullanılıyor. Yani Pisa Kulesi rahatlıkla düzeltilebilir ama şu anda turistik amaçlı kullanılıyor. Herhangi bir yerleşme veya oturma amaçlı işlevi yok. Ama bizde maalesef Pisa Kulesi gibi yapılarda oturuyoruz.

 

İlkay Gündoğan krizi

“Ona yakışmadı bence”

Tarlasını süren çiftçi tesadüfen buldu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Sanatçılar için ne söylersek azdır çünkü onlar arada bir bizi vuracaklar ve bizi eleştireceklerdir. Eleştirirken de hakkını teslim ederek bazen eleştiriyorlar. Biz bütün o eleştirilere de saygı duyacağız. İstanbul'u aydınlatmak istiyoruz, aydınlatacak olanlar sizlersiniz. İstanbul'u bir dünya